Körfez
Loading...

Basın

Roberto Rosa

Sentieri Selvaggi

Boşanması ve işini kaybetmesi, Selim’i İzmir’e dönüp ailesiyle beraber yaşamaya mecbur eder. Burada alışılageldik, korumacılık ve serzeniş arasında gidip gelen aile dinamikleri beklemektedir onu. Aynı zamanda da bir gençlik aşkıyla yeniden birleşme ihtimali... Fakat hepsinden önemlisi, Selim’in karşısına Cihan çıkar. Cihan onun hatırlamadığı bir asker arkadaşıdır. Cihan, Selim’in kendi içine yapacağı yolculukta gerçek bir rehbere dönüşür. Bu yolculuğun hafıza temelinde Selim’in kendisini yeniden inşa edeceği bir süreç olması beklenirken, yepyeni ve belki de ilk kez halk fikrine açık bir kimlik ortaya çıkar.

Selim yalnız kaldığında şehirde bir nevi oryantasyon bozukluğu içerisinde dolanır durur. Etrafında tanıdık bir şey bulamadığından değildir bu hali, daha ziyade kendini bu bağlamda görmeyi artık başaramadığındandır. Çoğu zaman hayallerin, gerçeküstü durumların içine düşer. Sanki zihinsel bütünlüğünün tehlikeli bir şekilde dağılmakta olduğuna ve -Amerikan filmlerinde olduğu gibi- kendi öz benliğine yeniden bağlanması gerektiğine dair onu uyarmaya çalışmaktadırlar.

Cihan’la karşılaşması da sanki bir rüyadaymış gibi gerçekleşir ve kahramanın kendinden şüphe duymasına bile yol açar. Fakat Cihan kısa süre içerisinde Selim’i uyuşukluğundan kurtarıp harekete geçirecek tek kişi olduğunu belli eder.

Körfezde bir petrol tankerinin yanmaya başlaması büyük bir doğal afete ve tahammül edilemez ağırlıkta bir kokuya sebep olunca, Selim’in ailesinin ilk tepkisi sadece birer maske takıp hiçbir şey olmamış gibi yaşamlarına devam etmek. Ta ki evlerini terk etmek zorunda kalana dek... Kokudan etkilenmemiş görünen Selim ise, tıpkı Cihan ve onun çevresindeki diğer insanlar gibi, halktan şehirde kalmış kim varsa onlarla bir araya gelecek gücü kendinde bulur ve (belki de ilk kez) halk olma duygusunu deneyimlemeye başlar.

Yeksan, ilk uzun metrajlı filminde, ince ve özgün metaforlarla birçok güncel sıkıntıyı perdeye taşımayı başarıyor. Bunların başında dünyanın gözlerimiz önünde çürüyüşüne ilk olarak boşuna geçici çözümler arayışımız (maskeleme), ardından da sorunun devamı karşısında kaçışımız (ya da tüketecek başka şeyler arayışımız) geliyor. Fakat filmin kalbi hiç şüphesiz sosyal sınıflar arasındaki ilişkileri ılımlı ama son derece etkili bir şekilde yansıtmasında atıyor. Alt sınıfların başlangıçtaki görünmezliğinden (Selim, Cihan’ı hatırlamıyor çünkü onu aslında gerçek anlamda hiç görmemiş) hep birlikte yaşamanın sadece mümkün değil, aynı zamanda mutluluk verici olduğu yeni bir toplum inşa etme ihtiyacına varan filmin o çok güzel (ve kesinlikle umut dolu) finalinde, yeni bir halk bir tepenin üzerinde nihayet özgür, mutlu ve hayat doludur.

Son olarak, Türkiye sinemasının son yıllarda sadece Türk toplumuna değil, genel olarak modern toplumlara dair öyküleri gerçeküstü biçimlerde perdeye taşımanın zekice çözümlerini bulduğunun altını çizmemiz gerek. Emin Alper’in başarılı (ama çok daha paranoyak) filmi Abluka, iki sene önce Venedik Film Festivali’nde yarışmıştı. Körfez’de olduğu gibi Abluka’da da gerçeküstü anlar filmin özünü temsil ediyor, muhbirler yoluyla zapt altında tutma (Selim de hatırlamadığı için başlangıçta Cihan’ın kim olduğunu sorguluyor) ve polis şiddeti gibi doğrudan temas edilmesi zor sosyal eleştiri unsurlarını ele almayı başarıyorlardı.