Loading...

Basın

Giancarlo Zappoli

My Movies

OTORİTER BİR REJİMDE HER GEÇEN GÜN DAHA ÇOK BOĞULAN BİR ÜLKENİN, TÜRKİYE’NİN SİYASİ DURUMUNUN BİR METAFORU

Selim memleketi İzmir’e döner. Geleceğe dair planlar yapmaya gönülsüz, geçmişin izini sürerek şehri dolaşmaya başlar. Ailesi, okul arkadaşları, eski bir aşkı... Bu sırada askerlik günlerinden hiç hatırlamadığı bir arkadaşı olan Cihan’a da rastlar. Cihan’ın enteresan bir karizması vardır. Şehrin sakinleri, Selim’in ailesi de dahil, esrarengiz bir deniz kazası sonucu ortaya çıkan kokudan kaçmak için şehri terk etmeye başlarlar. Selim’in ne yapacağına karar vermesi gerekiyordur.

Emre Yeksan ilk filminde hiç şüphesiz ülkesinin, Türkiye’nin mevcut yönetimine hiç olumlu bir gözle yaklaşmıyor.

Bütün film, geçtiğimiz yüzyılda demokrasi ve modernleşme yolunda ilerlemiş ama son dönemde otoriter bir rejimin yükselişi karşısında boğulmaya başlamış bir toplumun siyasi durumunun metaforu olarak okunabilir (hatta belki okunmalıdır da). Ancak Yeksan’ın esas endişe ettiği belli ki gücün ve iktidarın kendisinden ziyade (Selim’i gözaltına alan polisler bile daha sonra üstlerinin vereceği tepkiden çekinip onu serbest bırakıyorlar), insanların gitgide boyun eğmeye alışıyor olmaları.

Koku yayıldıkça, Selim’in ailesinden başlayarak herkes, sanki hiçbir şey olmamış gibi davranıp sadece maskelerle kendilerini korumaya çalışıyorlar. Kimse sorunun kaynağına inmeye çalışmıyor, birileri mırıldansa bile hepsi o kadarla kalıyor. Bu giderek yayılan ve sadece Türkiye’ye özel olmayan bir sosyal davranış biçiminin tenkit edilmesi olarak görülebilir ama Yeksan daha ileriye gidip Selim’le özdeşlik kuruyor. Selim maske takmıyor ve hakkında hiçbir şey hatırlamadığı bir askerlik arkadaşının teşvikleri sayesinde kendi içine dönmeyi başarıp inzivaya çekildiği bodrum katından dışarı çıkmaya karar veriyor.

Selim için her şey hayata yeniden başlamak noktasına dayanıyor. Hem iş anlamında (babasının iş yerine dönmeyi kabul etmiyor) hem de karşı cinsle ilişkilerinde. Seneler sonra yeniden karşılaştığı ve artık evli olan eski aşkıyla vakti zamanında sonuna kadar götüremediği ilişkiye şimdi cesaret ediyor. Aynı şekilde, kendisini çevreleyen toplumun konformizmini reddetmeyi de başarabilir artık. Bütün bunları başarmak hiç de azımsanacak şeyler değiller. Ama film bazı dertlerini açıklamak için de fazla uğraşıyor ve (kaplumbağa gibi) bazı sembollere fazla yüklenip altından tam olarak kalkamıyor. Yine de vaadini yerine getiren bir film Körfez ve Yeksan da sonraki filmlerini beklemeye değer bir sinemacı.